Çocukların Psikolojik İhtiyaçlarını Anlamak

Çocukların Psikolojik İhtiyaçlarını Anlamak

 

Çocukların neye ihtiyacı olduğunu anlamak için onların duygusal ifadelerine odaklanabiliriz. Sınıfta ya da evde gerçekleşen bir durumda; ne hissediyor?, verdiği tepkiler, gösterdiği davranışlar hangi duygunun ifadesi olabilir? sorularını kendimize sorarsak o durumdaki duygularını ve ihtiyaçlarını anlayabiliriz. Örneğin öğretmeni ya da ebeveyni tarafından hava soğuk olduğu için dışarıya çıkmasına izin verilmeyen bir çocuk öfkelenebilir, üzülebilir…. Çocuğun dışarı çıkmasına izin verilmediği yani engellendiği için öfkelendiğini/üzüldüğünü anlamak kıymetli bir adım olur. İkinci adım ise, o duygunun altında yatan psikolojik ihtiyacın ne olduğunu anlamaya çalışmaktır.
Psikolojik ihtiyaçlarla ilgili çeşitli sınıflamalar var ancak bu yazıda üç temel psikolojik ihtiyacı (özerklik, yeterlik ve ilişkili olma) ele alacağız. Çocukların özgüven sahibi, mutlu çocuklar olması için bu ihtiyaçların, içinde bulundukları her ortamda (ev, okul, sınıf) karşılanması gerekiyor. Öncelikle bu ihtiyaçları karşılayacak ebeveyn ve öğretmen davranışlarına, daha sonra bunların çocukların güvenli bir kimlik oluşumu için yararlarına bakalım.

Çocukların kendilerini özerk hissetmelerini sağlayan davranışlar;

• Kendi seçimlerini yapmasına izin vermek (mümkün ve tehlikesiz olan her durumda)
• Girişimlerini desteklemek (yüksek bir yerden atlamakta olabilir, yeni tanıştığı bir kişiyle konuşmak ya da bir çalışmaya başlamak da)
• Cesaretlendirmek (yapabilirsin hadi dene!, buna çözüm bulabilirsin, ne tür çözümler olabilir bir düşün! )
• Düşünce ve görüşlerini dinlemek, onaylamasakta kabul etmek,
• Birşeyi kendi istediği biçimde yapmasına fırsat vermek (giyinirken önce pantolonunu sonra tişörtünü giymeyi isteyebilir ya da çalışırken ödev metnini evde dolaşarak okumak isteyebilir…)
• Kendiyle ilgili durumlarda kendi kararlarını almasına ona yardımcı olmak (arkadaşıyla yaşadığı bir sorunu kendisi nasıl çözeceğini planlayabilir),
• Bir birey olarak ihtiyaçlarına duyarlı olmak (dinleyerek ihtiyacını anlamak ve beraber karşılayacak yollar bulmak: ….istiyorsun peki ne yapalım?sana ne iyi gelir?)
• Olaylara onun bakış açısından bakabilmek (üzülecek ne var bunda? bundan mı korkuyorsun? demek yerine, o durumda ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlamak ve ona söylemek: “arkadaşının söylediği söz seni üzmüş, kaba davrandığını düşünmüşsün”)

Özerklik ihtiyacının ev ortamında ve okulda doyurulması, çocukların kendilerini, kendilerine özgü davranışları, seçimleri olan bireyler olarak hissetmelerini sağlar. Bunu hisseden bir çocuk kendi davranışlarının ve yaşamının sorumluluğunu alır, kurallara dışsal nedenler için değil yaşamını düzenlemek için ihtiyaç duyar ve uyar. Öğrenme süreçlerini kendi yönetebilir. Özerk davranışların oluşmasında kritik yaşlar 2 yaş civarıdır. Bu nedenle yukarıdaki davranışların tümü çocukluk döneminden itibaren sergilenmelidir. Bu yaşlardaki çocuk ihtiyaçlarının farkında olabilir mi ki? sorusu akıllara gelmiş olabilir. Psikolojik yardım sunduğum ailenin 2.5 yaşındaki çocukları uzun tişörtlerinin kollarının bileklerine değmesinden hoşlanmıyordu. Aile çocuklarının bu davranışını “takıntı” olarak değerlendirip, onu her sabah tişörtlerini giymeye ikna etmeye çalışıyor ama ikna edemiyor, çocuk ağlamaya başlıyor ve bu kısır döngü hergün tekrarlanıyordu. Çocuğun ihtiyaçlarının, hassasiyetlerinin ebeveyn tarafından kabul edilmediği bunun gibi davranış örüntüleri çocukların kendini “kendi istekleri olan ayrı bir birey ” olarak algılamasına ve özerklik ihtiyacının karşılanmasına engel olur. Bunun “tişört, inat, takıntı” meselesi olmadığını farkeden ebeveynler, çocuklarıyla beraber karar vererek tişörtlerin kollarını bileğine değmeyecek biçimde kısalttığına problem ortadan kalktı. Böylece çocuk ihtiyaçlarının, isteklerinin ailesi tarafından duyulduğunu, dikkate alındığını, kendi ile ilgili süreçleri kontrol edebildiğini hissetti ve özerklik ihtiyacı karşılanmış oldu. Tüm bunlar sonunda hem ebeveyn-çocuk ilişkisi güçlendi hem de çocuk özerk bir biçimde, seçim yaparak, kendiyle ilgili bir duruma kendisini mutlu edecek biçimde karar verme deneyimini yaşamış oldu. Dışarı çıkmasına izin verilmeyen çocuk ise, kendi davranışını seçme ve yönetme fırsatını kaçırdı ve yetişkin kontrolünde hareket etmek zorunda kaldı.

Çocukların kendilerini yeterli hissetmelerini sağlayan davranışlar;

• Sonuçta elde edilen ürüne, başarıya odaklanmak yerine çabalarını desteklemek,
• Mücadeleye teşvik etmek,
• Davranışlarıyla ilgili geribildirim vermek,
• Potansiyellerine uygun görevler almasını sağlamak,
• Bir işi tamamlama konusunda rehberlik etmek,
• Hedef oluşturmasına yardımcı olmak,
• Yaptığı işte iyi olduğunu hissettirmek,

Yeterlik ihtiyacının ev ortamında ve okulda doyurulması, çocukların kendilerini yaptıkları işlerde iyi, yeterli, başarılı hissetmelerini, yeni bilgi ve beceriler öğrenme konusunda istekli olmalarını sağlar. Yeterlik algısı da özerk davranışlar gibi iki yaş civarında oluşmaya başlar, özellikle okul yaşantılarının başlamasıyla şekillenir. Anaokuluna giden bir çocuk yaptığı bir resme “en çok kırmızı rengi kullanmışsın, resminde farklı renklerin olması çok etkileyici olmuş, bence yapmaya devam etmelisin” gibi bir geribildirim aldığında kendisini iyi hissedecekken; “bak taşırmışsın, gel beraber düzeltelim, karalamadan taşırmadan boyayalım” gibi bir geribildirim aldığında ise, iyi bir iş çıkarmadığını hissedecektir. İlkokula giden bir çocuk harfleri öğrenirken sayfalar dolusu “e” harfi yazdığında, düzgün olmayan harfleri kırmızı kalemle işaretleyen bir öğretmenle karşı karşıya olduğunda, “ne kadar çabaladığının önemi yok, önemli olan mükemmele ulaşman” mesajını kendisini hiç de iyi hissetmeyerek alacaktır. Bu etkileşimin devam etmesi sonunda da ya çabalamaktan vazgeçecek, öğrenme isteğini kaybedecek ya da öğretmenden aferin almaya odaklı hareket edecektir.

Çocukların kendilerini değerli ve yakın ilişki içinde hissetmelerini sağlayan davranışlar;

• Yakın/sıcak ilişki kurmak,
• Olduğu gibi kabul etmek ve sevmek,
• Sevgiyi açıkça ifade etmek,
• Kendini ona özel hissettirmek,
• Onu her gördüğümüzde mutlu olduğumuzu göstermek (okul sonrası mutlu ve coşkulu bir karşılama gibi),
• Dinlemek
• Ona zaman ayırmak (konuşmak için, oynamak için)
• Yaşadıklarıyla ilgilenmek
• Ona güvenmek, inanmak

İlişkili olma ihtiyacının ev ortamında ve okulda doyurulması, çocukların kendilerini sevilebilir, kıymetli ve güvende hissetmelerini sağlar. Yetişkinlerle kurdukları yakın ilişki onlar için, özgür olabilecekleri, risk alabilecekleri, yeni davranışları deneyebilecekleri, öğrenmeye istek duyabilecekleri güvenli bir zemin sağlar. Doktora öğrencimle yürüttüğümüz çalışmada, öğrencilerin sınıfta kendilerini mutlu ve güvende hissetmeleri için öncelikle ilişkili olma ihtiyaçlarının karşılanmasının (bunu sağlamanın yolu öğretmenle kurulan yakın sıcak ilişki) önemli olduğunu gördük. Bu durum ebeveynle kurulan ilişkide de benzer. Dolayısıyla öğretmenlerin ve ebeveynlerin öncelikle çocuklar benim yanımda kendini güvende ve değerli hissediyor mu? Onunla yakın, sıcak bir ilişkim var mı? sorusunu sorması önemli görünüyor. Okulların yeni açıldığı bu dönemde ebeveynleri ve öğretmenlerin çocuklarla yakın ilişki kurmaya önem vermesi yararlı olacaktır. Bunun yerine öncelikle çocukları disipline etmeye, onlara kuralları öğretmeye, başarılı bir çocuklar olmalarına, sorumluluklarını yerine getirmelerine odaklanmak “güvenli bir ilişki zemini” olmadan istenilen sonuçları getirmeyecektir.

Doç.Dr.Zeynep CİHANGİR ÇANKAYA
EGEÇEM Müd.Yrd.

Eylül 2017

Bir cevap yazın